ROMAN OLMAK

Kimi çingene kimi roman kimi kıpti demiş, bizim tek bir adımız var o da insan. Biz de herkes kadar belki de onlardan daha fazla insanız. Onlardan eksikliğimiz yok, fazlamız ise biz yaşama maddesel değer yüklememiştik. Olduğunla yetinmeyi bir şeylere sahip olmak için insanları kullanmayı becerememiştik. Peki nerden çıkmıştı bu ayrımcılık? Aslında insanlık tarihiyle eşdeğerdik. İnsanoğlu ne zaman geniş araziler ve geniş hayvan sürülerine sahip olmaya başladı bizim de kaderimiz yazılmaya başlamıştı. Bu kast sisteminde zenginliğin dışında kalandık, fakirdik, yoksulduk. Arazilere sahip olmadığımızdan ve en önemlisi toprak için ölmeyi, öldürmeyi istemediğimizden göçebe hayata zorlandık. Yurt yurt, ülke ülke, şehir şehir gezdik. İşte bu göçebe gezintiler sonucunda hayatta kalabilmek adına bizlere özgü meslekleri geliştirdik. Ama bunun yanında göçebeliğin zararlarını da gördük. Yerleşik düzende olmadığımız için hor görüldük ve eğitimde sürekli geride kaldık. Çağa ayak uyduramadık. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de yaşayan etnik gruplar içerisinde eğitim düzeyi en düşük olan grubuz. Büyüklerimiz hayatta kalabilmek uğruna göçebe meslekleri icra etmek zorundayken biz de bu yüzden okul hayatından, eğitimden mahrum kaldık. Romanlar için oynamayı çok severler, neşeli dert keder bilmezler diye düşünürler. Ama aslında işin aslı hiç öyle değil, dedim ya biz de herkes kadar insanız. Hayat bizim için sürekli 9.8’lik değil kimi zaman keder kimi zaman acı yüklü. Hiçbir toplumda görülmeyen ekonomik zorluklarla yaşamayı ve her şeye karşı bu zorluklara çare üretmeyi de başarmıştık. 1 liralık deterjan, açık sigara, külahta çay ve şeker bizim bakkallarımızda satılır. Yarın ne olacağını bilmeden günübirlik yaşamak zorundayız. Biz de tam bir paket margarin almak zorunlu değil yarım paket margarin de alabilirsin. Belki de bu acıyı yoksulluğu iki eşit parçaya bölmek ve onla yaşamayı kabul etmek en önemlisi yaradana isyan etmemeyi öğrenmek biz en farklı kılandı.